İKÇÜ'DEN HABERLER
daha fazlası>
  • DEVAMINI OKUYUN
    2 Gün Önce
    PROF.DR. KÖSE’YE BALIKESİR’DEN HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ

    PROF.DR. KÖSE’YE BALIKESİR’DEN HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ

    Balıkesir İl Müftü Vekili Ramazan Topcan, Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mehmet Bayyiğit, Dekan Yardımcısı Doç.Dr.Mehmet Özkan, Balıkesir İl Müftülüğü Şube Müdürü Şahabettin Yılmaz,  İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Saffet Köse’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.

    Rektör Prof.Dr. Köse’ye yeni görevinde başarılar dileyen protokol üyeleri, İKÇÜ adına verimli bir dönem olması temennisinde bulunarak; “Değerli Rektörümüzün, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesine, bilim dünyasına, İzmir’e ve ülkemize çok önemli kazanımlar sağlayacağını düşünüyoruz. Hocamıza görevinde başarılar diliyor, çalışmalarında daima yanlarında olduğunu belirtmek istiyoruz.” dediler.

    Göstermiş oldukları nezaketten ötürü konuklarına teşekkür eden Prof.Dr. Köse, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

  • DEVAMINI OKUYUN
    2 Gün Önce
    REKTÖR PROF.DR. KÖSE ÖĞRENCİLERLE BULUŞACAK

    REKTÖR PROF.DR. KÖSE ÖĞRENCİLERLE BULUŞACAK

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü görevine yeni atanan Prof.Dr.Saffet Köse, öğrenci odaklı yönetim anlayışının ilk uygulamasının müjdesini verdi. Buna göre görüşme talebinde bulunan İKÇÜ’lü öğrenciler, her hafta Cuma Günü rektörlük makamında ağırlanarak, Rektör Prof.Dr. Köse ile birebir görüşme fırsatı bulacak.

    Her Çarşamba Günü mesai bitimine kadar Rektörlük Binası Güvenlik Birimi’ne görüşme talebi ile ilgili kayıt yaptıran tüm öğrencilerin başvuruları incelenecek.  Öğrencilerin belirttiği içeriklere uygun olarak zaman dilimleri oluşturularak öğrencilere randevu bilgisi verilecek.

    “Öğrenci ile Yönetim arasındaki paravan kalkacak.”

    Rektörlük kapısının öğrencilere her zaman açık olacağını kaydeden Prof.Dr. Köse, yönetim olarak önceliğin üniversitede huzurun sağlanması diyerek göreve başladığını hatırlattı. Rektör Prof.Dr. Köse, “Şeffaf, adil, yenilikçi, katılımcı bir yönetim anlayışı ile çalışmalarımıza başladık. Öğrencilerimizle görüşmelerimizi rutin haline getireceğiz. Böylece öğrenci ile yönetim arasındaki paravanı da kaldırmış olacağız. Bir taraftan fiziki kapasiteyi artırarak iyileştirirken, diğer taraftan öğrenci odaklı çalışmalarımızı da başlatmış olacağız.” dedi.

    Öğrencisiyle, akademik kadrosuyla, çalışanıyla, şehriyle bütünleşen bir üniversite oluşturmak için çalışacaklarını vurgulayan Prof.Dr. Köse,  “İKÇÜ ailesinden gelen her fikre öneriye daima açık olacağız. Öğrenci dostu, toplumun tüm kesimleriyle ve kurumlarıyla barışık, dinamik ve üretken bir İKÇÜ olmasını hedefliyorum. Bu hedefi başarılı kılacak en büyük pay hiç kuşkusuz İKÇÜ öğrencilerinin olacaktır. Onların huzuru demek bizim huzurlu olmamız demektir. Onların sorunları ise bizim sorunlarımızdır. Öğrencilerimizden tek beklentimiz ise ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşıyacak bilimsel araştırmalar yapmaları, projeler üretmeleri, topluma katkı sağlayan gençler olmalarıdır. Bunun için hep birlikte çalışmaya varız. Kapımız sadece İKÇÜ mensuplarına değil, ilçemize, tüm STK’larımıza, tüm kurum ve kuruluşlarımıza her zaman açık.” şeklinde konuştu.

     

     

  • DEVAMINI OKUYUN
    4 Gün Önce
    Rektörlük Kupası heyecanı başladı

    Rektörlük Kupası heyecanı başladı

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Rektörlük Kupası ilk gün müsabakalarıyla başladı.

    Su Ürünleri Fakültesi ile İslami İlimler Fakültesi öğrencilerinden oluşan Futsal Takımlarının karşılaştığı maçın başlama vuruşu, Rektör Yardımcısı Prof.Dr.İrfan Karadede tarafından gerçekleştirildi.

    SKS Daire Başkanı Akif Savaş ile maçı seyreden Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Karadede, turnuvaya katılan tüm öğrenci ve personele başarılar dilediğini söyledi.

    Masa tenisi, Futsal, Streetball, Voleybol gibi branşlarda oynanan Rektörlük Kupası Spor Müsabakaları, 2 hafta sürecek.

  • DEVAMINI OKUYUN
    4 Gün Önce
    ‘SEHER'IN KADINLARI’ İKÇÜ’DE SAHNELENDİ

    ‘SEHER'IN KADINLARI’ İKÇÜ’DE SAHNELENDİ

    Milli Mücadelenin Kadın Kahramanı Üsteğmen Kara Fatma’nın hikâyesinin işlendiği, “Seher’in Kadınları” adlı tiyatro oyunu İKÇÜ’lü sanatseverlerle buluştu.

    Emin Özbey ve Nazlı Çığa’nın yazdığı oyunda; Mehmet Tokat, Soner Türker ile Nazlı Çığa sahne aldı.

    Oyunu, Rektör Yardımcıları Prof.Dr.Turan Gökçe, Prof.Dr.İrfan Karadede, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof.Dr.Ahmet Koyu, Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Akif Savaş ile çok sayıda öğrenci izledi.

    Tek perdelik oyunda, Kocası Sarıkamış’ta şehit düşen Fatma Seher’in gönüllü intikamcı birliği kurarak, savaş yıllarında ülkeye verdiği desteğin yanı sıra, ülke savunmasında üstlendiği aktif görevler, o dönemin ruhuna uygun olarak yazılan senaryo, kostümler ve sahne eşliğinde izleyiciye aktarıldı.Her diyaloğu sanatseverlerin duygularına hitap eden oyunun sonlarına doğru, kadınların uğradığı şiddet ve kadın cinayetlerini konu alan görsellerle de şiddetin son bulması vurgulandı.

    Günümüz kadınlarının 15 Temmuz hain darbe girişiminde gösterdiği kahramanlıklar, video ve fotoğraf eşliğinde sunularak; Kara Fatma ruhunun yaşamaya devam ettiği sergilendi.

     

    “Kara Fatma” kimdir?

    Kurtuluş Savaşı sırasında gösterdiği kahramanlıklar neticesinde “İstiklal Madalyası” almaya hak kazanan  “Kara Fatma” lakaplı Fatma Seher Erden, 1888 yılında Erzurum'da doğdu. Subay olan Suat Derviş Bey evlenen ve eşiyle Balkan Savaşı’na katılan Erden, daha sonra Sarıkamış’ta görevlendirilen eşiyle birlikte Doğu Cephesi’nde de çeşitli görevler üstlenmiştir.

    Eşinin Sarıkamış’ta şehit düşmesinden sonra Fatma Seher’in savaş sahnesine çıktığı görülür. Ermeni çeteleri tarafından eşi, kardeşi öldürülen kadınlar ile akrabalarından oluşan bir müfreze oluşturur. Sivas Kongresi sırasında Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek savaşa katılmak için izin ister. “Kara” lakabını da, üsteğmen rütbesini de Mustafa Kemal’den alır. Aşçılık, hasta bakıcılık, hemşirelik gibi pek çok görevin yanında İstiklal Harbi’nde 300 kişilik bir orduyu komuta eder. Savaşın sona ermesinden sonra İstanbul’a yerleşir.

    Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir'e geçerek kurtuluşu için savaşan Erden, 300 kişiyi aşkın birliği ile Birinci ve İkinci İnönü Savaşı, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde kahramanca çarpışır.

    Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçer; Bursa'nın Yunan işgalinden kurtuluşunda önemli rol oynar.

     

  • DEVAMINI OKUYUN
    8 Gün Önce
    PROF.DR. KÖSE’YE, REKTÖRLERDEN HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ

    PROF.DR. KÖSE’YE, REKTÖRLERDEN HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ

    Ege Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Necdet Budak, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Erdal Çelik, İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper ile Bakırçay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Berktaş, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Saffet Köse’yi makamında ziyaret etti.

    Prof.Dr. Köse’ye, yeni görevinde başarılar dileyen konuk rektörler, İKÇÜ’nün önümüzdeki dönemde önemli bir ivme kazanacağına inandıklarını ifade ettiler.

    Ziyaretlerden duyduğu memnuniyeti paylaşan Rektör Prof.Dr. Köse, hedeflerinin İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi´nin akademik ve fiziksel alt yapısını daha iyi bir noktalara taşımak ve 3. Nesil Üniversite kavramını gerçekleştirmek olduğunu bildirdi.

    Ziyaretlerde, üniversiteler arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi ile ilgili ortak görüşler belirtildi.

     

  • DEVAMINI OKUYUN
    12 Gün Önce
    İKÇÜ’DE REKTÖRLÜK DEVİR TESLİM TÖRENİ

    PROF.DR. KÖSE, REKTÖRLÜK GÖREVİNİ DEVRALDI

    Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Saffet Köse, görevi Rektör Vekili Prof.Dr. Mehmet Tokaç’tan devraldı.

    Rektörlük Senato Salonunda düzenlenen devir teslim töreninde, Rektör Yardımcıları, Dekanlar, senato üyeleri ile üniversite yönetim kurulu üyeleri hazır bulundu.

    Kısa bir konuşma yapan Prof.Dr. Mehmet Tokaç, rektörlük atama sürecinde kaybedilen zamanı, Rektör Prof.Dr. Saffet Köse’nin icraatlarıyla telafi edeceğine inandığını söyledi. Prof.Dr. Köse’yi tebrik eden Prof.Dr. Tokaç, kendisine başarılı bir rektörlük süreci diledi.

    Rektör Prof.Dr. Köse ise geçen süreçte yaptığı çalışmalar sebebiyle Prof.Dr. Tokaç’a teşekkürlerini sundu.  Prof.Dr. Köse, Kurucu Rektör Prof.Dr. Galip Akhan’ın da İKÇÜ’deki emeklerine işaret ederek; “Prof.Dr. Tokaç hocamız da saygınlığıyla, duruşuyla, sevecenliğiyle gönüllerimize taht kurdu. Kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Bu görevi şahsıma tevdi eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, YÖK Başkanımız Prof.Dr. Yekta Saraç’a, YÖK Üyelerimize ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.” dedi.

    “Hiç kimsenin özlük hakkıyla oynamayacağım.”

    Sizlere, metne bağlı kalmadan, içimden geldiği gibi hitap etmek istiyorum: “Bu üniversitenin huzura ihtiyacı var.” diyen İKÇÜ Rektörü Prof.Dr. Köse, önceliğinin üniversitede huzurun sağlanması olduğunu; huzurun, muhabbetin olduğu yerde adaletin de olacağını kaydetti.

    Özlük haklarını kul hakkı olarak bildiğini, yaptığı tüm çalışmalarda hakkaniyetten yana olacağını vurgulayan Rektör Prof.Dr. Köse, “Özlük haklarını kul hakkı olarak bilen, buna inanan, bu dünyadaki en küçük haksızlığın bile büyük mahkemede hesabının verileceğini bilen insanlardanız. O sebeple, herhangi bir engelin olmadığı hallerde, hiçbir kimsenin özlük hakkıyla oynamayacağımı baştan söylemek istiyorum.” diye konuştu.

    “Haklı taleplerin yanında olacağız.”

    Ulaşılabilir bir yönetici olacağını, İKÇÜ mensuplarından gelen haklı talepleri de her zaman destekleyeceğini ifade eden Rektör Prof.Dr. Köse,  “Sır saklayan, derde derman olmaya çalışan bir özelliğim var. Herkes kendisini istediği gibi şahsıma ifade edebilir. Biz, her zaman haklı taleplerin yanında olacağız. Bu talep kimden gelirse gelsin, haklının yanında olacağız. Eğer kişi, görevini, yetkisini, hakkını kötüye kullanmıyorsa; iyi niyetliyse, samimiyse, başımızın üstünde yeri var. Ama görevini kötüye kullanan, hakkını, yetkisini kötüye kullanan, istismar edenler olursa; onlara da kanunlar çerçevesinde ne gerekiyorsa yapılacağını şimdiden ifade etmek istiyorum. ” şeklinde konuştu.

    “Yönetim, takım çalışması gerektirir.”

    Yönetim ekibini oluşturduktan sonra tüm fakülteleri ziyaret edeceğini söyleyen Prof.Dr. Köse,  bu ziyaretlerde fakültelerden gelen her türlü talep, öneri, şikâyet ve beklentiyi kaydedeceklerini, yapılabilecek her hususu hızlı bir şekilde yerine getireceklerini vurguladı. Yönetimin aslında bir takım olduğunu, takımda da ahengin oluşturulması gerekliliğine vurgu yapan Rektör Prof.Dr. Köse, “Takım oyunu ahenk içinde olmak zorundadır. Eğer yönetimle ilgili ufak tefek tercihlerimiz olursa, şu bilinmeli ki; kimsenin şahsıyla ilgili bir tutumumuz yok. Biz daha ahenkle çalışacağımız arkadaşlarımızla çalışmak durumundayız. Çünkü yaptıklarımızın ya da yapamadıklarımızın hesabını biz vereceğiz. Bunu da takım olarak üstleneceğiz. Sizler de bizi denetleyip hesap soracaksınız. Bu da yönetim sürecimize katkı olarak geri dönecektir. Bu manada sizlerden gelecek katkıları beklediğimi ifade etmek istiyorum.” dedi.

    “FETÖ ile mücadelemize etkin şekilde devam edeceğiz.”

    FETÖ ile mücadeleyi en etkin şekilde ve kararlılıkla sürdüreceklerinin altını çizen Prof.Dr. Köse, “Bir kripto yapıyla karşı karşıyayız. Gizlenenler, bilinemeyenler varsa bunların peşinde olacağız, bunlarla ilgili gereğini yapacağız. Bizlerden dualarınızı, katkılarınızı, tecrübelerinizi esirgemeyin. Bizleri her konudaki bilgilerinizle yönlendirmenizi bekliyorum.” şeklinde konuştu.

    Rektör Prof.Dr. Köse, devir teslim töreni bitiminde görevi devraldığı Rektör Vekili Prof.Dr. Mehmet Tokaç’a hediye takdiminde bulundu.

  • DEVAMINI OKUYUN
    22 Gün Önce
    İKÇÜ KÜTÜPHANELERİNDEN FAYDALANANLARIN SAYISI YÜZDE 500 ARTTI

    İKÇÜ KÜTÜPHANELERİNDEN FAYDALANANLARIN SAYISI YÜZDE 500 ARTTI

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet Tokaç, kütüphanecilik hizmetlerinin her geçen gün geliştiğini söyledi.

     Kütüphanecilik Haftası nedeniyle açıklamalarda bulunan Rektör Prof.Dr.Tokaç, İKÇÜ Kütüphanelerinden faydalananların sayısının 4 yılda yüzde 500 arttığını aktardı.

    2013 yılında 52 bin ziyaretçisi olan İKÇÜ Merkez Kütüphanesi’nin, 2017 yılında 300 bin ziyaretçiye ulaştığını kaydeden Rektör Prof.Dr. Tokaç, “4 yılda ziyaretçi sayımız yüzde 500 oranında arttı. Elektronik dergi sayısı 16 bin ‘den 54 bine yükseldi. Kütüphanemize bağış yapılan kitap sayısı ise 11 bine ulaştı. Dijital kütüphane anlayışıyla oluşturduğumuz elektronik ve basılı eserlerden oluşan geniş bir arşivimizi zenginleştirmeye devam ediyoruz. Bilgi tarama, özel koleksiyonlar, süreli yayın salonu, fotokopi, okuma salonları, grup ve kişisel çalışma alanları, danışma kaynakları, görsel-işitsel birimi, danışma birimi ile kütüphanemiz; kullanıcı odaklı, teknolojik hizmet kalitesini benimseyerek, e-bilgi kaynakları yönünde hizmetlerini daha da geliştirecektir. “ dedi.

    Bilgi birikimini gelecek nesle aktaracak kurumlar…

    Dünyanın sayılı üniversitelerinin ve kurumlarının en önemli birimlerinin başında kütüphanelerin yer aldığını kaydeden Prof.Dr.Tokaç, ‘sözün uçtuğu, yazının kaldığı´ ilkesinden hareketle, kütüphaneciliğe verdikleri desteğin artarak devam edeceğini söyledi.  Prof.Dr. Tokaç, “Kütüphaneler sahip olduğumuz bilgi birikimini gelecek nesle aktaracak kurumlardır. İKÇÜ olarak bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Eskimeyen tek teknoloji olan kitabı, günümüz bilgi teknolojileri ile buluşturup; üniversite öğrencilerimizin ve çalışanlarımızın hizmetine sunmaya gayret ediyoruz.” şeklinde konuştu.

    “Kitap bağımlısı olalım.”

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye’nin, kitap okuma oranında, dünyada 86'ncı sırada olduğunu hatırlatan Prof.Dr. Tokaç, bu oranın üst sıralara çıkartılmasında gençlere önemli görevler düştüğünü belirtti.

    Rektör Prof.Dr. Tokaç “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) geçen yılki verilerine göre, Türkiye’de kitap okumaya kişi başına ayırılan süre günde yalnızca bir dakika. Buna karşın, televizyon izlemeye 6 saat, internete 3 saat harcanıyor. Bu noktada ebeveynler olarak bizlere önemli görevler düşmektedir. Çünkü bizler kitap okumayan bireyler olursak, yeni gelen nesiller de kitap okumak yerine, televizyon izleyecek, internette zaman geçirecektir. Böylece internet bağımlısı olan sosyal yaşamdan kopuk, genel kültürünü geliştiremeyen bir nesil oluşacak. O yüzden internet bağımlısı değil, kitap bağımlısı olalım.” dedi. 

  • DEVAMINI OKUYUN
    22 Gün Önce
    İKÇÜ TIP EĞİTİM KALİTESİNİ TESCİLLİYOR

    İKÇÜ TIP EĞİTİM KALİTESİNİ TESCİLLİYOR

    Tıp eğitiminin daha iyiye gitmesi için yoğun çaba harcayan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi, kalitesini belgelendirmek adına önemli bir adım attı.

     İKÇÜ, Mezuniyet Öncesi Eğitiminin Akreditasyonu için Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu’na akreditasyon başvuru yaptı. Başvurusu kabul edilen İKÇÜ’ye gelen, Tıp Eğitimi Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek ile Genel Sekreteri Prof. Dr. Halil İbrahim Durak, tıp fakültesi akademisyenlerine akreditasyonla ilgili başlıkları içeren bir sunum yaptı.

    İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen toplantıya, Rektör Prof.Dr. Mehmet Tokaç, Kurucu Rektör Prof.Dr. Galip Akhan, Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Gökhan Köylüoğlu’nun yanı sıra çok sayıda akademisyen katıldı.

    “Usta-çırak eğitiminden üçüncü nesil tıp eğitimine…”

    Toplantının açış konuşmasını yapan İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Gökhan Köylüoğlu, tıp eğitiminin dünya var olduğundan bu yana değişerek devam ettiğine işaret etti. Geçen yüzyıllarda usta-çırak eğitiminden yola çıkılarak başlayan tıp eğitiminin, 20.yüzyılın başlarında; aktif eğitim, karma eğitim, entegre eğitim, probleme dayalı eğitim, öğrenci temelli eğitim, yeterlilik bazlı eğitim gibi bir sürü kavramla yeniden şekillendiğini kaydeden Prof.Dr.Köylüoğlu, “Günümüzde artık karma eğitim, simule hasta eğitimleri gibi ve kanıta dayalı tıp uygulamaları gibi bir sürü kavramla üçüncü nesil tıp eğitiminden bahsediliyor. Tıp eğitimi dünyada çok değişiyor. Dünya, tarihinde görünmediği kadar hızla bilgi ve teknoloji üretiyor. Sağlık sektörü ve tabii ki tıp da bundan nasibini alıyor ve bilgi yarı ömrü diye bir kavram çıkıyor. Hatta 2020’li yıllarda bilginin geçerli olduğu sürenin 2,5 aya düşeceği söyleniyor.” dedi.

    “Eğitimimizi taçlandırmak istiyoruz.”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nin de bu gelişmelerden uzak kalmasının mümkün olmadığını vurgulayan Prof.Dr.Köylüoğlu, İKÇÜ Tıp Fakültesi olarak Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu’na (UTEAK) başvuruda bulunduklarını söyledi. Prof.Dr.Köylüoğlu, “Kurulduğumuz günden bu yana bu akreditasyon sürecini aktif olarak takip ediyoruz. İlk kuruluş aşamamızdan beri akreditasyon sürecini bütün eğitim programımıza yansıttığımız için bu süreci taçlandırmak istedik. UTEAK’a başvurup varsa eksiklerimiz onları ortaya çıkartıp arkasından da bu belgeyi almak için bu süreci başlattık.” diye konuştu.

    “Öğrencilerimiz klinik eğitimlerinden oldukça memnun”

    İKÇÜ Tıp Fakültesi olarak başarılı bir afiliasyon sürecinden geçtiklerini de vurgulayan Prof.Dr.Köylüoğlu, “Biliyorsunuz modern anlamda tıp eğitiminin yapıldığı batıda da bu afiliasyon mekanizması var. Hastaneler veya üniversiteler, eğitim ve araştırma kadrolarını ayırarak; birçok devlet üniversite ve vakıf hastaneleriyle akredite oluyor ve öğrencilerine bu akredite hastanelerde ve birlikte kullanılan hastanelerde eğitim veriyor. Aslında biz de Türkiye’de bu amaçla kurulmuş bir afiliasyon hastanesiyiz. Yurt dışındaki örnekleriyle birebir aynı olmasa da benzer yönlerimiz var. Bu afiliasyon yönteminin eleştirilecek bazı yönlerinin olmasının yanında, öğrencilerin klinik eğitimlerindeki çeşitliliği, çeşitli hasta görme ve pratik yapmaları açısından çok olumlu sonuçlar verdiğini kişisel olarak gözlemlediğimi ifade etmek durumundayım. Geçenlerde İzmir’de bir devlet üniversitesinin tıp fakültesinin çok kıymetli bir hocasının şöyle bir tespiti oldu. Onu sizinle paylaşmak isterim: “Öğrencilerinizin gözlerinde gördüğüm ışığı bizimkilerde göremiyorum” dedi. Bu tespite bende katılıyorum. Son 4-5 aydır dekanlığa vekâlet ettiğim süre içerisinde öğrencilerle bir araya geldik. Öğrencilerimizin de büyük bir kısmında bu klinik eğitimlerin memnuniyetini gözlemledim.” dedi.

    “Akreditasyon belgesi almak, bir amaç değil aslında araçtır.”

    Akredite süreci ile ilgili de bilgi veren Dekan Prof.Dr.Köylüoğlu, “7 yıllık bir fakülte olmamız, bir afiliasyon hastanesi içerisinde olmamız nedeniyle başvurmak için bir süreç geliştirdik. Bütün öğretim üyelerimizle, koordinatörler kurulumuzla, fakülte kurulumuzla görüşmeler yaptık. Sonuçta bütün fakültemizin katılımıyla bu sürece başvurmamız gerektiği sonucu çıktı. Bu süreçte hocalarımızın başvurmaya öz güveni ve istekleri, akreditasyon süreciyle ilgili çalışmaları, ne kadar başarılı bir sonuç verdiğini göstermektedir. Akreditasyon belgesi almak, bir amaç değil aslında araçtır, tıp eğitimimizi uluslararası standartlar düzeyinde tutabilmek amacıyla kullanılması gerek bir yöntemdir. Bu açıdan da akreditasyon sürecinin bize çok şey kazandıracağını düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

    “İKÇÜ Tıp Fakültesi’ne simüle hastane”

    İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tokaç ise konuşmasında akreditasyon sürecinin tıp fakültesi adına oldukça önemli bir adım olduğuna değindi. Tıp eğitiminde her türlü alt yapının sağlandığını söyleyen Rektör Prof.Dr.Tokaç, “ Gerçekten eğitim konusunda her türlü alt yapımızı sağlamış durumdayız. Bu arada en önemli şeylerin başında simule eğitim ve simülasyon merkezi yer alıyor. Simüle eğitim konusunda da kampüste çok büyük bir simülasyon alanı, simüle hastane alanı oluşturduk. Eğitimimizin belki önemli bir bölümünü bu simule hastane üzerinden yapacağız. Kısa bir süre içerisinde bu simüle hastaneyi tamamlayacağımızı ümit ediyorum. Akredite sürecinden başarıyla geçeceğimizi ümit ediyorum.” dedi.

    “Tıp eğitiminin daha iyiye gitmesi akreditasyon sürecinden geçiyor.”

    Tıp Eğitimi Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek ise İKÇÜ’ye başarılar dileyerek başladığı konuşmasında, akredite sürecinin meşakkatli bir yol olduğunu vurguladı. Akademisyenlere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. İskender Sayek, “ Bugün tıp eğitiminin daha iyiye gitmesi için hepimizin çaba harcaması gerekiyor. Bu çaba da akreditasyon sürecinden geçiyor. Onun içinde ben sizlere bu yolda başarılar diliyorum. Bu yol inişli çıkışlı, bazen keskin virajlı bir yol. Bazen tekrar başa gelmesini gerektiren durumlar ortaya çıkabiliyor. Ancak ben bu yolun ucunun aydınlık olduğunu düşünüyorum. Bu işin temeli kararlı olmak ve bu kararlılığı sürdürmektir. Sürecin sonunda daha iyi bir tıp eğitimi, daha iyi bir hekim, daha sağlıklı bir toplum yaratmak olduğu için yolun sonunun aydınlık olduğunu düşünüyorum. Onun için bu yolda sizlere başarılar ve kolaylıklar diliyorum.” şeklinde konuştu.

     

    Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu (UTEAK) hakkında:

    Amaç ve hedeflerini, toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesi için tıp fakültesinde verilen tıp eğitim ve öğretiminin geliştirilmesi ve niteliğinin iyileştirilmesi, kurumlara yol göstermek, gelişimlerini desteklemek, işleyiş ve sürekliliğini izlemek olarak tanımlamıştır. Bu amaç ve hedeflerin karşılanmasında değerlendirme aracı akreditasyon süreci olarak adlandırılmıştır. Akreditasyon için en önemli aracın ise ulusal standartlar olduğu belirtilmiştir. Halen ülkemizde 22 tıp fakültesi akredite durumdadır.

  • DEVAMINI OKUYUN
    23 Gün Önce
    İKÇÜ GELECEĞİN BİLİM İNSANLARINI AĞIRLADI

    İKÇÜ GELECEĞİN BİLİM İNSANLARINI AĞIRLADI

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programlan Başkanlığı’nca bu yıl 12.si düzenlenen Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri yarışmasının İzmir Bölge Sergisi’ne ev sahipliği yaptı.

    Serginin açılışına Rektör Prof.Dr. Mehmet Tokaç, Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Adnan Kaya, TÜBİTAK-Bilim İnsanı Destek Programlan Başkanlığı Lise ve Ortaokul Proje Yarışmaları İzmir Bölge Koordinatörü Prof. Dr. M.Serdar Korukoğlu, İzmir Bölge Koordinatör Yardımcısı Prof.Dr.Musa Alcı, İKÇÜ Genel Sekreteri Nuretdin Memur ile projeleriyle İKÇÜ’ye konuk olan geleceğin bilim insanları katıldı.

    Bilim Şenliğine İzmir Bölgesinden 635 başvuru

    Sergi hakkında bilgi veren TÜBİTAK-Bilim İnsanı Destek Programlan Başkanlığı Lise ve Ortaokul Proje Yarışmaları İzmir Bölge Koordinatörü Prof. Dr. M.Serdar Korukoğlu, öğrencilerin toplam sekiz alanda yarışmaya katıldıklarını belirtti. Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri yarışmasının, temel bilimlerin dışında sosyal ve teknolojik alanlara da yayıldığını söyleyen Prof. Dr.Korukoğlu, “Öğrencilerimizin temel ve sosyal bilim alanlarında çalışmalar yapması, çalışmalarını yönlendirmesi, sorgulama, araştırma ve çözüm bulma becerilerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Yarışmaya toplam 11.352 proje başvurusu gerçekleşmiştir. Bu başvurulardan 635 adedi İzmir Bölgemizden yapılmıştır. Bölgemizden yapılan proje başvurularının Bölgemizi oluşturan illere göre dağılımı; İzmir 411, Aydın 88, Muğla 45, Manisa 43, Uşak 34 ve Denizli 14 başvuru şeklindedir. Bölgemiz başvurularının alanlara göre dağılımı ise Biyoloji 108, Değerler Eğitimi 64, Fizik 139, Kimya 40, Kodlama 53, Matematik 156, Tarih 34 ve Türkçe 41 şeklindedir. Bölgemize ait proje başvurulan bölgemizdeki üniversitelerin öğretim üyelerinden oluşan jüriler tarafından incelenmiş ve 80 proje İzmir Bölge sergimize davet edilmiştir. Sergilenen projeler; Matematik 20, Fizik 17, Biyoloji 14, Değerler Eğitimi 8, Kodlama 7, Kimya ve Türkçe 5’er ve Tarih 4 proje şeklindedir.” dedi.

    İKÇÜ’ye Teşekkür

    Proje sürecinde kendilerine destek olan kurum ve kuruluşlara da teşekkür eden Prof. Dr. M.Serdar Korukoğlu, “İzmir Bölge yarışmamızda görev alan ve titiz ve özverili çalışmaları nedeniyle Bölgemiz jüri üyelerimize teşekkür ediyorum. Ödül törenimizde ev sahipliğini üstlenen Ege Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü çalışanlarına, sergimizi gerçekleştirmede her türlü olanağı sağlayan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğüne, SKS Daire Başkanlığına ve il dışı konuklarımızı ağırlayan SGK İzmir Alsancak Eğitim ve Dinlenme Tesisleri Müdürlüğüne teşekkür ederim. Proje yarışması sürecine katkı veren İzmir Bölgemizin tüm İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerine ve Projeler Birimi çalışanlarına teşekkürlerimi sunuyor, yarışmaya katılan tüm gençlerimize başarılarının devamını diliyorum.” diye konuştu.

    “Hayatınızı bilimle şekillendirin.”

    Rektör Prof.Dr. Mehmet Tokaç ise bilimsel çalışma yapmaya küçük yaşlardan itibaren başlayan geleceğin bilim insanlarını, İKÇÜ’de ağırlamaktan duydukları memnuniyeti paylaştı.  Bilimsel araştırmaların arka planında başarılı takım çalışmalarının yattığını belirten Rektör Prof.Dr. Tokaç,  “Öğrencilerimizin yetişmesinde emeği geçen öğretmenlerimizi, okul yöneticilerini ve değerli ailelerini kutluyorum. Önümüzdeki yıllarda daha fazla öğrencimizin bu önemli deneyimi yaşamalarını, öğrencilerimizin hayatlarına bilimi katarak geleceklerini şekillendirmelerini dilerim.” dedi.

    Finale kalan öğrencilerin stantlarını gezerek projelerle ilgili bilgi alan İKÇÜ Rektörü Prof.Dr.Tokaç, gençleri ve danışman öğretmenlerini tebrik etti.

  • DEVAMINI OKUYUN
    25 Gün Önce
    “Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid”

    “Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid”

    Marmara Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ve Tarih Kültür Topluluğu tarafından düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katıldı.

    Prof. Dr. Vahdettin Engin ile eşi emekli tarih öğretmeni Emel Engin, “Evimizde Tarih” konseptini “Bir Devrin Son Sultanı II. Abdülhamid” başlıklı konferans ile İKÇÜ’lülerle paylaştı.

    Moderatörlüğünü Emel Engin’in üstlendiği konferansta Prof. Dr. Engin, II. Abdülhamid dönemiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

    Konferansı Rektör Yardımcısı, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Saffet Köse, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla Akbaba, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ertuğrul Deliktaş, akademisyenler ile çok sayıda öğrenci takip etti.

    Konferansın açış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Gökçe, II. Abdulhamid hakkında doğru bilgi edinmek için başvurulacak en önemli isim konumunda olan Prof. Dr. Vahdettin Engin’i İKÇÜ’de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Prof. Dr. Gökçe,  “Hem Abdülhamid Dönemi öncesi, hem Abdülhamid dönemi, hem de sonrasını mukayese ettiğimizde daha çok bilgi edinme ihtiyacı hissediyoruz.  Prof. Dr. Vahdettin Engin Hocamızı dinleyerek Abdülhamid’i anlamak için önemli bir fırsat yakalamış oluyoruz. Eşi Emel Hanım da bir tarih öğretmenidir. Fiili öğretmenlik yıllarında bunu layıkıyla yaptığı gibi onun dışında gençlerimize yararlı olabilmek için bir konsept geliştirmiş, ‘evimizde tarih’ programlarını kayda alarak önemli bir hizmeti gerçekleştirmiştir.” diye konuştu.

    Abdülhamid’in 33 yıllık iktidar döneminin geneline bakıldığında, bir başarı hikâyesinin görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Vahdettin Engin,  “33 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. 33 yıl az değildir, o yıllardaki icraatları önemsemek lazım. Bu icraatların günümüz Türkiye’sini de etkileyecek icraatlar olduğunu da bilmek lazım. İç politikada, dış politikada hayata geçirdiği uygulamalara baktığımızda gerçek bir başarı hikâyesi görüyoruz.”dedi.

    “Hiçbir zaman padişahlık beklentisi içinde olmamıştır.”

    Uzun yıllar Kızıl Sultan, “Müstebid (Diktatör)”olarak adlandırılan bir bakış açısının kendisine yöneltilen yanlış bir tanımlama olduğunu belirten Prof. Dr. Engin, Abdulhamid’in hiçbir zaman padişahlık beklentisi içine giren bir şehzade olmadığını vurguladı. Prof. Dr. Engin,  “Sultan II. Abdülhamid hiç bir zaman padişahlık beklentisi içinde olmamıştır. Ticaretle uğraşan bir kişiydi, ata biniyor, yüzüyor, spor yapıyordu. Şehzadeliği döneminde aldığı maaşını iyi değerlendirmiştir. Başka şehzadeler maaşları yetiremez, sürekli borçlanırlardı. Şehzade Abdülhamid ise devletin verdiği maaşla geçindiği gibi, ticaretle uğraşır, para kazanırdı. Şehzadeliğinde böyle bir hayat tarzı vardı. Şartlar öyle bir gelişti ki; 1876 yılında peş peşe gelen hadiseler sebebiyle bir anda kendini padişah olarak buldu.”diye konuştu.

    Tahta çıktığı dönemin hem ekonomik yapısı hem de siyasi zorluklarına işaret eden Emel Engin’in, “Tahta çıktığından bir yıl sonra 93 Harbi ile karşı karşıya kalıyor, 1 yıl öncesinde de iflas etmiş bir maliye var. Devleti kısa süre de toparlayabildi mi, başarılı olabildi mi? sorusunu Prof. Dr. Vahdettin Engin şöyle cevapladı:

    “Burada Abdülhamid’in şehzadeliğinde edindiği tecrübelerin işe yaradığını görüyoruz. İflas etmiş bir ülke var. Kırım Savaşından itibaren borç alan bir Osmanlı Devleti’ni görüyoruz. Diğer taraftan kapıya kadar dayanmış bir Osmanlı-Rus Savaşı var. Tahta çıktığında ülke siyasi, iktisadi ve askeri bakımından uçurumda. Abdülhamid genç, tecrübesiz olmasına rağmen ülkeyi düzlüğe çıkarmıştır” dedi.

    “Uluslararası ilişkiler de hep kendinize yontamazsınız.”

    Abdülhamid’in eleştirilen dış politikalarının arkasında payitahtı kurtarmak için alınan önlemlerin yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Vahdettin Engin,  “Rus Orduları Yeşilköy’e kadar gelmişti. Ruslar savaşı kazanmış olmanın getirdiği bir şımarıklıkla bir anlaşma yapıyor. Anlaşmadan 3 ayrı bağımsız devlet çıkıyor. Esas sıkıntı yaratacak olan Bulgaristan’ın kurulması oldu. Rusya’nın dayatmasıyla Büyük Bulgaristan Prensliği kuruldu. Burada imparatorluğun bir nevi uçurumun kenarına getirildiğini görüyoruz. Burada İkinci Abdülhamid’in başarılı bir operasyonunu görüyoruz. O dönemde İngiltere ile yürütülen başarılı müzakereler neticesinde Kıbrıs Adası ile ilgili bir anlaşma yapıldı. Kıbrıs Adasının idaresi İngiltere’ye bırakıldı. Bırakılırken Ayastefanos Anlaşmasının hükümleri geçersiz sayılıp Berlin Anlaşması yapıldı. Buna göre burası Osmanlı toprağı sayılacak ama idare İngilizlerde olacaktı. Berlin Anlaşmasında da yine üç bağımsız devlet vardı. Fakat ülkenin geleceği adına esas önemli olan coğrafi bütünlüğün sağlanarak Bulgaristan’ın küçülmesiydi. En azından İstanbul’un tehdit altında kalması önlenecekti. Bunu yaptığınızda bir başarı kazanmış oluyorsunuz. Çünkü uluslararası ilişkiler de hep kendinize yontamazsınız. Biraz vereceksiniz, biraz alacaksınız. Önemli olan ne kadar verdiniz neler kazandığınızdır.  Burada bana göre devlet kurtarılmıştır. Ayastefanos’taki Bulgaristan olsaydı, İstanbul tehlikede olacaktı. Abdülhamid’in ilk başarılı operasyonu bana göre budur.” dedi

    “İki kişi yan yanda yürüyemezdi.” gibi absürd ithamlar

    Abdulhamid’e uymayan yanlış ithamlarla yargılandığını kaydeden Prof. Dr. Vahdettin Engin, “Hala bazı tarihçiler tarafından Müstebid Padişah ve İstibdat Dönemi şeklinde tanımlamalar yapıldığını görüyoruz.  Abdülhamid döneminde iki kişi yan yanda yürüyemezdi şeklinde söylemler bile var. İmparatorluğa baktığımızda bir taraf Yemen, bir taraf Adriyatik Kıyıları, bir tarafta Kafkasya coğrafyası. Bu coğrafyanın neresinde iki kişi yan yana yürüyemiyordu? Bunlar birike birike Kızıl Sultan’a kadar ulaşan bir portre ortaya çıkmış. Bunlar çok absürd ithamlar” şeklinde konuştu.

    “Öyle bir meclisten ülke lehine kararların çıkması zordu.”

    Abdulhamid’in meclis ve mebuslarıyla yaşadığı siyasi anlaşmazlıklara da değinen Prof. Dr. Vahdettin Engin, “İlk meclis 19 Mart 1877'de açıldı. Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. İlk dönem 119 mebus var, 47’si gayr-i müslim, 72’si Müslümandı. Müslüman olanların da hepsi Türk kökenli değildi. Yorgi, Selanikli Dimitri gibi isimler var. Bunlar Bulgar Çetelerinin liderleriydi.  O dönemde çete dediğimizde terör örgütlerini anlamamız lazım. Sonuç olarak 93 Harbinden önce faaliyet gösteren çeteler meclise girmişlerdi. Agop Efendi var, gizli bir Ermeni teşkilatının lideriydi.  Böyle bir meclisten ülkenin lehine kararların çıkması haliyle zordu. Gerçekleşen ilk toplantıda Osmanlı-Rus Savaşı görüşülürken bütün mebuslar savaş taraftarıydı. Bu saydığım mebuslar da daha çok savaş istiyorlardı. Mithat Paşa ‘Biz Anadolu’ya dört yüz çadırla geldik, gerekirse 400 çadır kalana kadar savaşırız’ diyordu. İyi de savaş bu kadar kolay mı? 30 milyon insanın kaderi var. 30 milyon insanın kaderiyle oynamak kolay olmamalı. Neticede savaşa girildi. Yeşilköy’e gelmiş Rus askerleri. Onları ordan çıkarmak Abdulhamid’e düştü. Savaş devam ederken seçimler yenilendi, meclis değişti, 47’si gayri müslim, 59’u Müslüman toplam 106 milletvekili var. 59 Müslümanın hepsi yine Türk kökenli değildi. Yine sağlıklı bir yapı oluşmadı” diye konuştu.

    “2 yılda 3 darbe girişimi”

    Abdulhamid’in içte ve dışta bölücü faaliyetlerle karşı karşıya kaldığını belirten Prof. Dr. Vahdettin Engin,  “Bir tarafta meclisin faaliyetleri, bir tarafta Rus Orduları Yeşilköy’de, diğer taraftan padişah olur olmaz iki yıl içinde üç defa darbe girişimi... Böyle bir gerçek var. Haliyle Padişah olduktan sonra güvenlikçi politikalar yürütmek zorunda kaldı. V. Murad masondu. O’nun padişah olmasını isteyen mason taraftarları üç ciddi darbe girişimi gerçekleştirdi. Bu girişimlere maruz kalan Abdulhamid haliyle güvenlik tedbirlerini arttırmak zorunda kaldı. Güvenliği nedeniyle yönetim merkezini Dolmabahçe Sarayından Yıldız Sarayı’na taşıdı” dedi.

    “Tarafsız, bağlantısız ve bağımsız bir dış politika”

    Abdulhamid’e yöneltilen “Hiçbir Osmanlı padişahının kaybetmediği kadar toprak kaybetti” söyleminin yanlış olduğuna işaret eden  Prof. Dr. Vahdettin Engin, “Kıbrıs’ın idaresini İngiltere’ye bıraktı dedik. Bunun altında başkenti kurtarmak adına bir operasyon vardı. Mısır’ı İngilizler 1882 yılında işgal etti. İşgal ettiği zaman Mısır ne kadar Türkiye coğrafyasına ait bir toprak parçasıydı? Toprak kaybı evet var ama hiçbir padişahın kaybetmediği kadar toprak kaybı oldu ifadesi yerine oturmuyor. Padişahlığın ilk dönemlerinde bir dış politika stratejisi geliştirdi. Osmanlının toprak bütünlüğüne karşı Avrupa ülkeleri var. Ayrıca topraklarımıza Ruslar ve İngilizlerin öncülüğünde topyekûn bir saldırı var. Bu anlamda güçlü bir ordunun da olması lazımdı. Abdulhamid’in güçlü bir kara ordusu meydana getirdiğini de biliyoruz. O’nun dış politikası sadece kendi gücüne güvenme ilkesine dayanıyordu. Hiçbir ülkeye bağımlı olmayacaksın, hiçbir ülkeyle askeri ittifak içinde olmayacaksın. Ülkelerle yakın ilişkiler içinde olmayacaksın, mesafe koyacaksın. O, dış politikasını bağımsızlık ilkesi üzerine bina etti. Yoğun iç ve dış saldırıların olduğu bir dönemde bu prensiplerle ülkesini ayakta tutması dış politikadaki prensiplerinin bir başarısıdır.” şeklinde konuştu.

    Abdulhamid’in ekonomideki başarısı…

    1903 yılında gerçekleştirdiği bir operasyonla o dönemdeki dış borcun 75 milyondan 32 milyona düşürüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Vahdettin Engin, “Tahttan ayrılırken dış borcu 25 milyona kadar düşürmüştür. Bu da devletin bir yıllık gelirine denk gelir. Devralırken bir yıllık gelirin 15 katı bir dış borç devralmıştı. Devrederken bir yıllık geliri kadar borçlu bir ülke devretti. Bu da o’nun başarı hikâyesidir.” dedi.

    “Her fenalık cehaletten gelir.”

    Abdulhamid’in eğitime verdiği öneme de değinen Prof. Dr. Vahdettin Engin, “Açtığı okulların önemini, oralarda yetişen nesillerin Cumhuriyeti kurduğunu birçok kişi biliyor. Abdulhamid, ‘Ben elimden geldiği kadar cehaleti yok etmeye çalıştım. Çocuklarımızı tahsile sevk etmeye çok uğraştım.’ der. Onun dışında,  ‘Erkekler için ilmi zenginlikler kazanmak şan ve şeref olduğu gibi, kadınların da bilim ve marifet öğrenmesi şarttır. Çünkü her fenalık cehaletten gelir’ der. Eğitim reformunu hayat geçirmesi önemli, ama bu reformlarda kadınların da eğitim alması Abdulhamid tarafından oldukça önemseniyordu. ‘Ben terakki taraftarıyım. Avrupa’da ne icat olmuşsa memleketimizde de yapılmalıdır’ der. 33 yıllık iktidarının geneline baktığımızda bu çabayı görüyoruz.” şeklinde konuştu.

  •  “ASIRLIK DESTAN İKÇÜ’DE CANLANDI”

     “ASIRLIK DESTAN İKÇÜ’DE CANLANDI”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih ve Kültür Topluluğu, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümünde anlamlı bir konferansa ev sahipliği yaptı.

    "Çanakkale Ertesi Gün" başlıklı konferansıyla İKÇÜ’ye konuk olan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Mert, Çanakkale Zaferi’ni gerçek hayat hikâyeleriyle İKÇÜ’lülere aktardı. Konferansı, Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe başta olmak üzere akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci takip etti.

    Konferansın başında, Sanat ve Tasarım Fakültesi Müzik Bölümü’nden Arş.Gör.Cem Çırak ile Öğr. Gör.Mücahit Yalçın Öztüfekçi’nin Çanakkale Türkülerinden oluşan müzik dinletisi ilgiyle takip edildi.

    Prof. Dr. Hasan Mert, savaş sonrası memleketine dönen Seyit Onbaşı'nın yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa ile arasında geçen konuşmayı, bir babanın çok küçük yaştaki çocuğunu askerlere emanet edişini, iki bacağını bizlerin hürriyeti için Çanakkale'de bırakan Celal Dümtek'in yaşantısını, Çanakkale Savaşında şehit düşen borazancı oğlunun borazan ağızlığına bakarak ağıt yakan anneyi, üç günlük eşi Çanakkale'de şehit düşen Şemsi Ninenin eşini hayatının son gününe kadar olan bekleyişini, büyük bir mücadelenin, azmin, zaferin, sahiplerini etkileyici bir üslupla anlattı. 

    "Ayakkabım yok Paşam"

    Çanakkale Zaferine adını altın harflerle yazdıran Seyit Onbaşı ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk arasında geçen anekdotu aktaran Prof.Dr. Mert, "Paşa yurt gezisine çıkmış, Balıkesir'den dönüyordu. Şanlı Paşasını dünya gözüyle son kez görebilmek için O'nun geçeceği güzergahta bekleyen Seyit Onbaşı, araçların peşinden koşmaya başladı. Reisi Cumhur olan Paşasını son bir kez olsun görmeliydi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e arkadan birinin koştuğu bilgisi verilince Reisi Cumhur hemen araçları durdurdu. Koşanın Seyit Onbaşı olduğunu öğrenen Atatürk, bu kahraman askerini hatırlamıştı. Zaten Çanakkale'de bulunup da O'nun namını duymayan yoktu. Atatürk, vakit kaybetmeden O'nun yanına gitti. Kucaklaştılar. Yanındakilere bu kahraman onbaşıyı övdü. Ayrılık vakti gelince Atatürk, bir isteği olup olmadığını sordu kahraman Seyit Onbaşı'ya. Seyit Onbaşı yalınayaktı. Koşarken taşlar ayaklarını incitmişti. Tek aklına gelen "Ayakkabım yok Paşam" oldu. Seyit Onbaşı aklından başka bir şey geçirmedi. İsteği sadece ayakkabıydı. Hayatında şikâyet ettiğini duyan hiç olmadı. " şeklinde konuştu.

    Çanakkale Savaşlarının bir kahramanlık destanı olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Mert, “Savaş başladığı zaman birçok şehirde insanlar meydanlara toplandı. Askere gitmek şehit olmak için birbirleriyle yarıştı. Şehirlerin meydanları, camilerin avluları kışlaya dönüştürüldü. Müthiş bir seferberlikle insanlarımız şehit olmaya yürüdüler.” diye konuştu.

    “Ben sürüneyim ama, milletimin başı göklerde olsun.”

    Prof.Dr. Mert, Çanakkale Savaşı hakkında araştırmalarıyla tanınan amatör tarihçilerden Mehmet İhsan Gençcan'ın karşılaştığı bir gazinin kahramanca sürdürdüğü hayat hikayesini de İKÇÜ’lülerle paylaştı: “Gazi'nin adı Celal Dümtek'tir. Dümtek’in Çanakkale Savaşı sırasında patlayan bir top mermisi sebebiyle iki bacağı da diz kapaklarından kesiktir. Kesik yerler meşin kaplıdır, bunun sebebi olarak Kahraman Celal, "çirkin göründüğünden değil, yerde sürünürken acıdığından" meşin kapladığını söylemektedir. Oysa bu durumdan kendisi hiç üzüntülü değildir. Maaş, toprak istemeyen Celal Dümtek'in söylediği sözler, kalbinin ne kadar mutmain olduğunu göstermektedir: "Ben sürüneyim ama, milletimin başı göklerde olsun. Milletimin şerefi yüksek dursun. Ne olacaktı yani, ben sağlam bacakla, istilâ edilmiş bir vatanda dolaşacaktım... daha mı iyi idi?”

    “Oğlu için her gün ağıt yaktı.”

    Niyazi Berkes'in kültür araştırmaları için gittiği Ankara'nın Bayındır köyünde rastladığı yaşlı ninenin hikayesini paylaşan Prof.Dr.Mert, "Bir kapı eşiğinde çok yaşlı bir kadın oturuyordu. Üstü başı yama içinde. Bu yaşlı ninenin elinde bir borazan ağızlığı. Ona baka baka ağıtlar okuyordu. Çanakkale Savaşında şehit düşen borazancı oğlunun ağızlığını sağ kalan askerler ona getirmişler. O günden beri o nine, tarlaya çalışmaya gidemeyecek yaşta olduğundan oğlundan kalan ağızlığa baka baka ağıt söylüyordu. Yetiştirdiği evlâdından elinde bir o boru ağızlığı kalmıştı. Titrek, hafif sesiyle on yedi, on sekiz yıldır yaktığı ağıtları okuyordu. Gözlerimden boşanacak yaşları saklamak için gençlerin arkasına saklandım. O seste bütün Türk halkının iniltisi yansıyordu.” dedi.

    “Şemsi Nine, ölünceye kadar evinden dışarı çıkmadı.”

    Tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan kahramanlıkların cephe gerisindeki yaşantıları paylaşmaya devam eden Prof.Dr.Mert, Şemsi Nine ile  Ali Kadir Amca’nın hikayelerini de paylaştı: “Aydın Ayhan'ın Balıkesir yöresinde derlediği anılarda rastlanmaktadır. Evlerinin alt katında oturan Şemsi Nine ismindeki yaşlı kadının kocası, üç günlük evliyken, gönüllü olarak Çanakkale'ye gitmiş ve bir daha geri dönememiştir. Şemsi Nine, kocasının cepheden gönderdiği "Şemsim, Güneşim" diye başlayan sararmış mektupları evinin duvarlarına asmış, her sabah onların karşısında yarım bıraktığı yerden hatim indirmektedir. Şemsi Nine, kocasına söz verdiğini söyleyerek ölünceye kadar evinden dışarıya çıkmamıştır. Ali Kadir Amca ise babasını Çanakkale'de yitirmiştir. Kendisi küçük yaştayken babası şehit düşmüş, resmi de olmadığı için babasını hiç görmemiştir. Oysa annesi onu her gördüğünde ayağa kalkarak, "beyimin yadigarı" diyerek oğlunun elini öpmektedir. Zira o, bir Çanakkale şehidinin yadigarıdır.”

    Konferansın bitiminde Prof.Dr.Hasan Mert’e teşekkür eden Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe,  “Bu topraklar uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.” diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “İstiklâl Harbi’nin  Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, 103 yıldır Çanakkale ruhuyla istiklâl ve istikbâl mücadelesi veren, bu uğurda canlarını feda eden milletin evlatlarına olan vefa, minnet ve şükran borcumuzu eda etmenin ancak onların yolundan yürümekle mümkün olduğuna inanıyorum. Bu vesileyle, Türkiye’nin istiklâli ve istikbâlinin tehdit edilmesi üzerine, hiç tereddüt etmeden onların yolundan yürüyerek, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yıl dönümünde Afrin’de şanlı bayrağımızı göklere çeken kahraman askerlerimizi kutluyor, şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.”

     

     

  • “Batı ve İslam Medeniyetlerinde İnsan ve Medeniyet”

    “Batı ve İslam Medeniyetlerinde İnsan ve Medeniyet”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığına bağlı İlim ve Hikmet Topluluğu tarafından düzenlenen etkinlikte, gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, “Batı ve İslam Medeniyetlerinde İnsan ve Medeniyet” konulu konferans verdi.

    İKÇÜ konferans salonunda düzenlenen programı Rektör Prof. Dr. Mehmet Tokaç, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turan Gökçe, Genel Sekreter Yardımcısı Enes Uzun, SKS Daire Başkanı Akif Savaş, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci takip etti.

    Konferans sonunda; Rektör Prof.Dr. Mehmet Tokaç, Dilipak’a katılımlarından dolayı teşekkür ederek hediye takdiminde bulundu.

  • DEVAMINI OKUYUN
    29 Gün Önce
     “ASIRLIK DESTAN İKÇÜ’DE CANLANDI”

     “ASIRLIK DESTAN İKÇÜ’DE CANLANDI”

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih ve Kültür Topluluğu, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümünde anlamlı bir konferansa ev sahipliği yaptı.

    "Çanakkale Ertesi Gün" başlıklı konferansıyla İKÇÜ’ye konuk olan Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Mert, Çanakkale Zaferi’ni gerçek hayat hikâyeleriyle İKÇÜ’lülere aktardı. Konferansı, Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe başta olmak üzere akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci takip etti.

    Konferansın başında, Sanat ve Tasarım Fakültesi Müzik Bölümü’nden Arş.Gör.Cem Çırak ile Öğr. Gör.Mücahit Yalçın Öztüfekçi’nin Çanakkale Türkülerinden oluşan müzik dinletisi ilgiyle takip edildi.

    Prof. Dr. Hasan Mert, savaş sonrası memleketine dönen Seyit Onbaşı'nın yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa ile arasında geçen konuşmayı, bir babanın çok küçük yaştaki çocuğunu askerlere emanet edişini, iki bacağını bizlerin hürriyeti için Çanakkale'de bırakan Celal Dümtek'in yaşantısını, Çanakkale Savaşında şehit düşen borazancı oğlunun borazan ağızlığına bakarak ağıt yakan anneyi, üç günlük eşi Çanakkale'de şehit düşen Şemsi Ninenin eşini hayatının son gününe kadar olan bekleyişini, büyük bir mücadelenin, azmin, zaferin, sahiplerini etkileyici bir üslupla anlattı. 

    "Ayakkabım yok Paşam"

    Çanakkale Zaferine adını altın harflerle yazdıran Seyit Onbaşı ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk arasında geçen anekdotu aktaran Prof.Dr. Mert, "Paşa yurt gezisine çıkmış, Balıkesir'den dönüyordu. Şanlı Paşasını dünya gözüyle son kez görebilmek için O'nun geçeceği güzergahta bekleyen Seyit Onbaşı, araçların peşinden koşmaya başladı. Reisi Cumhur olan Paşasını son bir kez olsun görmeliydi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e arkadan birinin koştuğu bilgisi verilince Reisi Cumhur hemen araçları durdurdu. Koşanın Seyit Onbaşı olduğunu öğrenen Atatürk, bu kahraman askerini hatırlamıştı. Zaten Çanakkale'de bulunup da O'nun namını duymayan yoktu. Atatürk, vakit kaybetmeden O'nun yanına gitti. Kucaklaştılar. Yanındakilere bu kahraman onbaşıyı övdü. Ayrılık vakti gelince Atatürk, bir isteği olup olmadığını sordu kahraman Seyit Onbaşı'ya. Seyit Onbaşı yalınayaktı. Koşarken taşlar ayaklarını incitmişti. Tek aklına gelen "Ayakkabım yok Paşam" oldu. Seyit Onbaşı aklından başka bir şey geçirmedi. İsteği sadece ayakkabıydı. Hayatında şikâyet ettiğini duyan hiç olmadı. " şeklinde konuştu.

    Çanakkale Savaşlarının bir kahramanlık destanı olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Mert, “Savaş başladığı zaman birçok şehirde insanlar meydanlara toplandı. Askere gitmek şehit olmak için birbirleriyle yarıştı. Şehirlerin meydanları, camilerin avluları kışlaya dönüştürüldü. Müthiş bir seferberlikle insanlarımız şehit olmaya yürüdüler.” diye konuştu.

    “Ben sürüneyim ama, milletimin başı göklerde olsun.”

    Prof.Dr. Mert, Çanakkale Savaşı hakkında araştırmalarıyla tanınan amatör tarihçilerden Mehmet İhsan Gençcan'ın karşılaştığı bir gazinin kahramanca sürdürdüğü hayat hikayesini de İKÇÜ’lülerle paylaştı: “Gazi'nin adı Celal Dümtek'tir. Dümtek’in Çanakkale Savaşı sırasında patlayan bir top mermisi sebebiyle iki bacağı da diz kapaklarından kesiktir. Kesik yerler meşin kaplıdır, bunun sebebi olarak Kahraman Celal, "çirkin göründüğünden değil, yerde sürünürken acıdığından" meşin kapladığını söylemektedir. Oysa bu durumdan kendisi hiç üzüntülü değildir. Maaş, toprak istemeyen Celal Dümtek'in söylediği sözler, kalbinin ne kadar mutmain olduğunu göstermektedir: "Ben sürüneyim ama, milletimin başı göklerde olsun. Milletimin şerefi yüksek dursun. Ne olacaktı yani, ben sağlam bacakla, istilâ edilmiş bir vatanda dolaşacaktım... daha mı iyi idi?”

    “Oğlu için her gün ağıt yaktı.”

    Niyazi Berkes'in kültür araştırmaları için gittiği Ankara'nın Bayındır köyünde rastladığı yaşlı ninenin hikayesini paylaşan Prof.Dr.Mert, "Bir kapı eşiğinde çok yaşlı bir kadın oturuyordu. Üstü başı yama içinde. Bu yaşlı ninenin elinde bir borazan ağızlığı. Ona baka baka ağıtlar okuyordu. Çanakkale Savaşında şehit düşen borazancı oğlunun ağızlığını sağ kalan askerler ona getirmişler. O günden beri o nine, tarlaya çalışmaya gidemeyecek yaşta olduğundan oğlundan kalan ağızlığa baka baka ağıt söylüyordu. Yetiştirdiği evlâdından elinde bir o boru ağızlığı kalmıştı. Titrek, hafif sesiyle on yedi, on sekiz yıldır yaktığı ağıtları okuyordu. Gözlerimden boşanacak yaşları saklamak için gençlerin arkasına saklandım. O seste bütün Türk halkının iniltisi yansıyordu.” dedi.

    “Şemsi Nine, ölünceye kadar evinden dışarı çıkmadı.”

    Tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan kahramanlıkların cephe gerisindeki yaşantıları paylaşmaya devam eden Prof.Dr.Mert, Şemsi Nine ile  Ali Kadir Amca’nın hikayelerini de paylaştı: “Aydın Ayhan'ın Balıkesir yöresinde derlediği anılarda rastlanmaktadır. Evlerinin alt katında oturan Şemsi Nine ismindeki yaşlı kadının kocası, üç günlük evliyken, gönüllü olarak Çanakkale'ye gitmiş ve bir daha geri dönememiştir. Şemsi Nine, kocasının cepheden gönderdiği "Şemsim, Güneşim" diye başlayan sararmış mektupları evinin duvarlarına asmış, her sabah onların karşısında yarım bıraktığı yerden hatim indirmektedir. Şemsi Nine, kocasına söz verdiğini söyleyerek ölünceye kadar evinden dışarıya çıkmamıştır. Ali Kadir Amca ise babasını Çanakkale'de yitirmiştir. Kendisi küçük yaştayken babası şehit düşmüş, resmi de olmadığı için babasını hiç görmemiştir. Oysa annesi onu her gördüğünde ayağa kalkarak, "beyimin yadigarı" diyerek oğlunun elini öpmektedir. Zira o, bir Çanakkale şehidinin yadigarıdır.”

    Konferansın bitiminde Prof.Dr.Hasan Mert’e teşekkür eden Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe,  “Bu topraklar uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.” diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “İstiklâl Harbi’nin  Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, 103 yıldır Çanakkale ruhuyla istiklâl ve istikbâl mücadelesi veren, bu uğurda canlarını feda eden milletin evlatlarına olan vefa, minnet ve şükran borcumuzu eda etmenin ancak onların yolundan yürümekle mümkün olduğuna inanıyorum. Bu vesileyle, Türkiye’nin istiklâli ve istikbâlinin tehdit edilmesi üzerine, hiç tereddüt etmeden onların yolundan yürüyerek, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yıl dönümünde Afrin’de şanlı bayrağımızı göklere çeken kahraman askerlerimizi kutluyor, şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.”

     

     

  • “Dur Yolcu! Bir Çanakkale Destanı” Müzikali

    “Dur Yolcu! Bir Çanakkale Destanı” Müzikali

    Türk Milleti’nin yeniden varoluşunun öncü zaferi Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde ‘büyük destan’,  İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nde düzenlenen duygu dolu bir müzikalle yeniden canlandırıldı.

    İKÇÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’na bağlı Dans Topluluğu üyelerince sunulan “Dur Yolcu! Bir Çanakkale Destanı” tiyatral dans ve müzikalinin sanat yönetmenliğini eğitmen İlhan Sefil üstlendi.

    Müzikali Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe, SKS Daire Başkanı Akif Savaş ile çok sayıda İKÇÜ’lü akademisyen ve öğrenci takip etti.

    Çanakkale Savaşı’nda yaşanan olayları kesitler halinde sunan, Mehmetçiğin duyduğu vatan, bayrak sevgisini gözler önüne seren İKÇÜ’lü gençler, izleyicilerden tam not aldı.

  • İKÇÜ’lü Şehit ve Gazi Yakınları 18 Mart’ı unutmadı

    İKÇÜ’lü Şehit ve Gazi Yakınları 18 Mart’ı unutmadı

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Şehit ve Gazi Yakınları, 18 Mart Şehitler Günü vesilesiyle tüm şehitlerimizin anısına anlamlı bir etkinliğe imza attı.

    Vatan uğruna canını veren tüm kahramanlarımızın anısına düzenlenen tavuklu pilav hayrına İKÇÜ Ailesi yoğun ilgi gösterdi. 

    Etkinlik alanını ziyaret eden Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Turan Gökçe, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç.Dr.Mehmet Çevik ile Genel Sekreter Yardımcısı Enes Uzun, kazanın başına geçerek katılımcılara ikramda bulundu.

    Etkinlikte mevlitler okundu, şehitler için dualar edildi.

    İKÇÜ Ailesi olarak tüm şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyoruz…

  • “Sanayi Bölgesi Mühendislik Öğrencileri için bir okul”

    “Sanayi Bölgesi Mühendislik Öğrencileri için bir okul”

    Mühendislik ve Sektör Buluşmaları MÜSEB’18, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı İKC-ENSO Mühendislik Topluluğu tarafından düzenlendi.

    BMC ana sponsorluğu, Saint Gobain Weber Yapı Kimyasalları Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin altın sponsorluğunda, Mimar ve Mühendisler Grubu Derneği katkılarıyla düzenlenen etkinlikte, Genç Mühendis adayları, Vestel, Norm Civata, BioDPC Teşhis Sistemleri A.Ş, Doyap Yapı Sanayi Enerji ve Mühendislik A.Ş, Asme Danışmanlık, Freysaş-Freyssinet Yapı Sistemleri Sanayi A.Ş, BMC ile Weber gibi sektörün lider firmalarından gelen üst düzey yöneticilerce bilgilendirildi.

    Sektörün önde gelen firmaları ile bir araya gelen Mühendislik Fakültesi öğrencileri, çalışma hayatı hakkında önemli tavsiyeler aldı.

    Üç gün süren etkinliğin açılış toplantısında Rektör Prof. Dr. Mehmet Tokaç, Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Adnan Kaya, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Akan, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Çevik, İKÇÜ-ENSO Öğrenci Topluluğu Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Ahmet Aykaç, Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG) İzmir Şubesi Başkanı Mehmet Ali Günay, İKÇÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Akif Savaş gibi isimler hazır bulundu.

    “Sanayi Bölgesi sizler için bir okul.”

    Böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade eden Rektör Prof.Dr. Mehmet Tokaç,  İKÇÜ’nün sanayi ile iç içe olmasının oldukça önemli olduğunu kaydetti. Öğrencilere önemli tavsiyelerde bulunan Prof.Dr. Tokaç,  “Biz sanayinin ortasında bir üniversiteyiz. Bu sanayi bölgesini bir okul olarak kullanabiliriz. Öğrencilik hayatınızın belli bir kısmını firmalarda geçirmeniz için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. İzmir’deki, Ankara’daki, İstanbul’daki, Kars’taki bir üniversiteden mezun olmanız çok fazla bir şeyi değiştirmeyecek. Herkes mühendis olarak mezun olacak. Öyle farklar yaratmalısınız ki; bu kadar kalabalık bir mühendis topluluğu içerisinde bir adım öne çıkabilesiniz. Bir mühendisin İngilizce bilmesi artık bir artı değil. Çünkü artık pek çok insan İngilizce biliyor. Almanca, Japonca, Çince, Rusça gibi diller de bilirseniz bu artı bir şeydir.” dedi.

    Türkiye’de, 'Sanayide Dijital Dönüşüm Platformu

    Çağımızda artık yeni bir sanayi devrimi kavramının ortaya atıldığını kaydeden Rektör Prof.Dr. Tokaç, “Almanların Endüstri 4.0 sanayi devrimi tezi var. Japonya’nın Society 5.0 (Toplum 5.0) felsefesi var. Türkiye’de T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 'Sanayide Dijital Dönüşüm Platformu' kuruldu. Yapay zeka, robotik teknolojiler, akıllı üretim sistemleri, 3-D yazıcılar, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut bilişim gibi alanlarda çalışmalar var. Daha az maliyetle üretim, minimum enerji kullanımı, az ısı üretimi, zaman kazanımı, daha az kaynak ve az bellek kullanma vb. bunların yanında ise yüksek hızda ve güvenilirlikte çalışma, eski işlere göre en az iki kat verim ve daha kaliteli ürün üretimi Endüstri 4.0’ın kazanımları arasında.” şeklinde konuştu.

    “Bilginin merkezi üniversitelerdir”

    Gençlerin bilim dünyasına yapacakları katkıların önemine dikkat çeken Prof.Dr.Tokaç, “ Mezun olduktan sonra yapacağınız çalışmalar hem bizi gururlandırır, hem üniversitemizi yüceltir, hem de ülkemizi güçlendirir. Bu tarz buluşmalar çok önemli. Hayattaki en pahalı ve en zor kazanılan şey tecrübedir. Buraya gelen sektör temsilcilerinin tecrübelerinden istifade etmek, size 30-40 yıllık tecrübelerini 15 dakikada konsantre edilmiş tarzda özetlemeleri sizler için çok çok büyük bir kazançtır. Bu vesileyle özelikle başta sponsorlarımız olmak üzere tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

    Üç gün süren etkinliğe katılan sektör yöneticileri, yaptıkları sunumlarla öğrencileri bilgilendirdi, sektörleriyle ilgili soruları yanıtladı.

     

     

     

  • SEKTÖR İKÇÜ ÖĞRENCİLERİNİN AYAĞINA GELDİ

    SEKTÖR İKÇÜ ÖĞRENCİLERİNİN AYAĞINA GELDİ

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Turizm Fakültesi’nin bu yıl ikincisini düzenlendiği ‘Geleneksel Kariyer Haftası’ etkinlikleri sektör ve öğrencileri istihdam ekseninde buluşturdu.

    1000’e yakın ziyaretçinin İKÇÜ’de ağırlandığı etkinliklere 50’ye yakın turizm işletmesi katıldı. Sektör temsilcileriyle birebir görüşen öğrenciler, iş başvurusu yapma şansına da sahip oldu. Panelin ardından geleceğin başarılı şefleri arasında yer almaya aday İKÇÜ’lü  Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri, Şef Ceketlerini giyerek sektöre ilk adımı attı.

    Etkinliklerin açılışında gerçekleştirilen  “Üniversite Sektör iş birliği ve Kariyer Basamakları” konulu panel ise Turizm Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Atilla Akbaba ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

    Paneli, Rektör Prof. Dr. Mehmet Tokaç, İzmir Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı, Rektör Yardımcısı ve Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Gökçe, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Kaan Erge, İŞKUR İl Müdürlüğü Çiğli Hizmet Merkezi Müdürü Funda Özsan, İŞKUR İl Müdürlüğü Temsilcileri, akademisyenler, turizm fakültesi öğrencileri, Alsancak Nevvar Salih İşgören Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Beştepe Meslek Lisesi öğretmen ve öğrencileri ile çok sayıda sektör temsilcisi izledi.

    Turizm sektöründeki son gelişmelerin ele alındığı panelde konuşan  İKÇÜ Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atilla Akbaba, öğrencilerinin mezun olduktan sonraki kariyer planlaması adına sektörle yakın ilişkiler kurduklarını belirtti.

    “Sektörde kalifiye eleman işsiz kalmaz”

    Prof. Dr. Akbaba, ÖSYM tarafından yapılan Merkezi Yerleştirme Sınavları sonuçlarına göre Turizm Fakültesinin tüm bölümlerinin büyük ilgi gördüğünü, Türkiye’deki devlet üniversiteleri arasında her sene ilk 5’te yer aldığını kaydetti. İKÇÜ Turizm kontenjanlarının yoğun tercih aldığını, ve kayıt doluluk oranının %100 olarak gerçekleştiğini ifade eden Prof.Dr.Akbaba, ülke turizmine yönelik de açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Akbaba, “Turizm sektörü, her sene yüzde 4 – 4,5 büyüme gösteren dünyadaki en büyük endüstridir. Bu anlamda sektörde kalifiye, işi bilen kişilerin iş bulma sıkıntısı çekmeyeceğini düşünüyoruz. Öğrencilerinin mezuniyet sonrasını düşünen bir fakülte olarak bu sene İŞKUR iş birliğinde gerçekleştirilen Kariyer Haftası etkinliğini, önümüzdeki senelerde daha zengin içerik ve katılımla büyütmeye devam edeceğiz.” dedi.

    “Teorik bilginin gerçek hayat ile özümsenmesi çok önemli”

    Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turan Gökçe ise teorik bilginin gerçek hayat ile ilişkilendirilerek özümsenmesinin son derece önemli olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Gökçe, “İKÇÜ’lü gençlerin, staj uygulamaları başta olmak üzere her branşta uygulamanın içinde yer alarak pratik kazanmaları için çalışıyoruz. Bu etkinlikleri yürütürken de Üniversitemiz Kariyer Merkezi ve Çalışma ve İş Kurumu İzmir İl Müdürlüğü Çiğli Hizmet Merkezi (İŞKUR) gibi kurum ve kuruluşlarımızın yardımlarıyla öğrencilerimizi sektördeki firmalarla buluşturuyoruz.  Turizm sektöründeki gelişmelerin de değerlendirildiği turizm ve kariyer haftası etkinliklerinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.” diye konuştu.

    Törenin ardından panele katılan protokol, fuaye alanındaki stantları gezerek sektör temsilcileriyle görüş alışverişinde bulundu. Hafta boyunca İKÇÜ’de tanıtım masaları oluşturan, Türkiye’nin her yerinden gelen konaklama işletmeleri, yiyecek içecek işletmeleri, seyahat acentaları, eğitim, kariyer ve staj danışmanlık firmaları, İKÇÜ’lü turizm öğrencilerine staj, çalışma imkânları gibi konularda yönlendirmelerde bulundu. İş görüşmelerinin de gerçekleştirildiği etkinlik, hem katılımcılar hem de öğrenciler tarafından memnuniyetle karşılandı.

    İzmir Çalışma ve İş Kurumu’ndan İş ve Meslek Danışmanı Cemile Bingöl ile Anıl Uslu tarafından “İş başı Eğitim Programı”, “İş Arama Becerileri” konulu sunumların da gerçekleştirildiği etkinliklerde, Çanakkale Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu (TAŞPAKON) tarafından Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileriyle birlikte sektöre yönelik bir söyleşi de düzenlendi.

  • İKÇÜ’DE SANAT MÜZİĞİ ZİYAFETİ

    İKÇÜ’DE SANAT MÜZİĞİ ZİYAFETİ

    İzmir Kâtip Üniversitesi’nde TRT Sanatçıları tarafından Türk Sanat Müziği Konseri verildi.

    Konseri, Rektör Prof.Dr.Mehmet Tokaç, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Koyu, Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Fikri Salman, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci izledi.

    Konserde, TRT Ses Sanatçıları Burcu Göktürk, Belgin Erol Gündoğdu, Güldehen Marmara, Mehmet Şafak, Emrah Yiğit, Furkan Yavuz, Saz Sanatçıları; Yener Elmas, Onur Soysal, Manolya Şensesli, Gülten Yeğin, Berat Kaplan, Efe Kaşıkçıoğlu, Mehmet Sönmez, Tolga Akşit, Mustafa Şekerli eşliğinde sahne aldı. Sanatçılar, Türk Sanat Müziği’nin en seçkin eserlerini İKÇÜ’lüler için seslendirdi.

    Seslendirdikleri eserlere kattıkları yorumları ile izleyenlerden bol alkış alan sanatçıların verdiği konser yaklaşık bir saat sürdü.

  • İKÇÜ’DE TÜM YÖNLERİYLE KADIN TARTIŞILDI

    İKÇÜ’DE TÜM YÖNLERİYLE KADIN TARTIŞILDI

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Teknoloji Transfer Ofisi ile Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı iş birliği ile “Farklı Bakış Açıları ile Kadın Olmak” başlıklı bir etkinlik düzenlendi. Farklı meslek gruplarından kadınların buluştuğu etkinlikte, kadının güçlü ve girişimci yanları masaya yatırıldı.  

    “Hukuksal Bakış Açısıyla Kadın Olmak”, “İstanbul Sözleşmesi”, “Suç Sonucu Oluşan Gebelikler: Rahmin Tahliyesi” “İş Hayatında Kadın Olmak”, “Farklı bakmak…”, “Deneyimlerle Kadın Olmak” başlıklarında sunumlarıyla katılan Av. Aytül Arıkan, Av. Gülce Mutoğlu Kılavuz, Av. Zübeyde Aksay, Av. Nilgün Sentuna, Prof. Dr. Vildan Mevsim, Doç. Dr. Devrim Pesen Okvur, Doç. Dr. Özge Andıç Çakır, Doç. Dr. Canan Aslı Yıldırım, Kom. Yrd. Zülfye Aykurt kadın temasına farklı bakış açılarıyla katkıda bulundu.

    Marmara Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur da “Erkekler ve Kadınlar: Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten mi?” söyleşisi ile ilgiyle takip edildi.

    “Kadınsız bir kalkınmadan söz edilemez.”

    Etkinliğin açılışında konuşan İKÇÜKAM Müdürü Doç.Dr. Leyla Baysan Arabacı,  bu yıl ki Kadınlar Günü etkinliklerinde, kadının güçlü yanlarını, hak, fırsat ve erişim olanaklarını, destek mekanizmalarını, istihdamını, üretime katılmasını, ikbal ve istikbalini belirleyebilme başlıklarını masaya yatırdıklarını kaydetti.

    Doç.Dr.Arabacı, “ Biliyoruz ki kadınların emeği ve katkısı olmadan sağlıklı, güçlü bir kalkınmadan bahsetmek mümkün değil. Son yıllarda yapılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile kadının güçlendirilmesi adına önemli kazanımlar elde edildiğini görüyoruz. İKÇÜKAM olarak, kadınlara yönelik politik ve ekonomik haksızlıkların giderilmesi, cinsel ayrımcılığın sona erdirilmesi, kadınlara uygulanan her türlü şiddetin önlenmesi, saygılı yaşam ve eşit çalışma koşullarının sağlanması konularında elimizden gelen her çalışmaya varız.” dedi.

    “Cennet anaların ayağının altındadır.”

    İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tokaç ise tarihi derinliğimize bakıldığında kadının yerinin erkek ile her zaman eşdeğer olduğuna dikkat çekti. Prof.Dr. Tokaç, “Türk toplumu tarih boyunca her zaman kadını ciddi anlamda önemsemiştir. Eski Türk boylarında han ile sultan, hakan ile sultan hep yan yana otururlardı. Bizim tarihimizde kadının yeri her zaman erkek ile eşdeğer olmuştur. Doğu toplumlarında her zaman erkekle beraber yan yana oturan kadın imajına karşın Orta Çağda batı toplumlarına baktığımızda, insanlığı bile tartışılan bir kadın temasıyla karşı karşıyayız. İslam’ın kadına verdiği değeri anlatmak için tek şey söylemek yeterli: “Cennet anaların ayağının altındadır.” dedi.

     “Cinsiyet odaklı yetiştirilen çocukların evlilikleri de sorunlu.”

    Eğitimin ailede başladığına vurgu yapan Rektör Prof.Dr. Tokaç, “Çocukların temel eğitimini bizler veriyoruz. Toplumun temel her şeyi bizim eserimiz. Cinsiyet odaklı çocuklar yetiştirdiğiniz zaman bunların evliliklerinde de ciddi sorunlar olacaktır.” dedi.

    “Herkes boşanmayan yüzde 50’ye girmek ister.”

    Evlilik terapisinin duayen ismi Marmara Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, Avrupa’da yapılan bir araştırmaya göre evliliklerin yüzde 50’sinin boşanma ile sonuçlandığını belirterek, yüzde 50 olasılığa rağmen halen dünyanın en büyük gönüllü organizasyonunun evlilik olduğunu kaydetti.  Prof. Dr. Sungur, “ İnsanların yüzde 90’ı, yüzde 50 boşanma ihtimalini bile bile nasıl böyle bir istatistiğe girmeye çalışıyor? Herkes boşanmayan yüzde 50’lik kısım olacağına olan inanç ile evleniyor. İnsanlar yüzde 50’lik yürüme olasılığı olan bir organizasyona yatırım yapıyor.” diye konuştu

    “Aşk bir bonustur.”

    Kontrol yanılsaması kavramına açıklık getiren Prof. Dr. Sungur, evlilik aracının iki sürücüsü olduğunu, evliliğin kendi haline bırakılıp gidecek bir şey olmadığını söyledi. Prof. Dr. Sungur, “ Evlilik özen ve dikkatle yürütülmesi gerekir. Evlilik adına kötü bir şey yapmasanız bile iyi şeyler yapmanız gerekir ki; evliliğiniz beslensin. Hepimiz çeşitli hatalar yapabiliriz. Ama kontrolün sadece bizim elimizde olmadığını kavramamız lazım. Aşk bir evlilik için yeterli değildir. Aşk bir bonustur. Sağlıklı evliliğin başında aşktan önemli şeylerin de olması gerekir. Zor zamanlarda orada olabilmek gerekir. Bütün mesele seven adamın kendisi, seven kadının kendisi olabilmektir. Öyle bir sev ki; sevilen de sevgiyi senden öğrensin. Siz böyle bir model olabilirsiniz.

    “Mutsuz bir evlilik kadınların da erkeklerin de cehennemidir.”

    “Aşk bir görme kusurudur. Evlilik bu görme kusurunun sona ermesidir.” diyen Prof. Dr. Sungur, “Evlilikte cümlelerin gereksiz yere tüketilmemesine özen gösterilmelidir. Fazla konuştukça sözcükler tehlikeli olmaya başlar. Konuştukça aşkınızın sağlığı bozulur. Aşkla başlayan görme kusuru düzelir. Bir zamanlar olağanüstü dediğiniz kişi bir süre sonra dışarıdaki yağmurun, çamurun nedeni olabilir. Yani eşler aynı trende aynı vagonda oturur, ama karşı karşıya oturur. Eşlerden biri geçmişi görür, biri geleceği görür. Farklılıklarla aynı açıdan bakmak hiç kolay değil. Siz bir sorunu çözemiyorsanız bile, birlikte gayret gösterin. İki insanı bir arada tutmak işte o gayrettir. Mutsuz evlilikte ise partnerler sorunu değil, birbirlerini karşılarına alır.” dedi.

    Erkekler Marstan Kadınlar Venüsten mi? sorusuna yanıt olarak Prof. Dr. Sungur,  ilişkide erkekler ve kadınlar, benzerliklere karşın birçok açıdan birbirlerinden farklılık gösterir, ama bu farklılıklar birbirine üstünlük sağlamaz” diyerek söyleşisini tamamladı.  

    Yrd. Doç.Dr. Serkan Çelik’in sunduğu  “İki Yakanın Şarkıları” müzik dinletisi de beğeniyle takip edildi.

     

  • İKÇÜ SINIRIN SIFIR NOKTASINDA

    İKÇÜ SINIRIN SIFIR NOKTASINDA

    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suriye'nin kuzey batısında bulunan Afrin'deki terör örgütlerine yönelik sürdürdüğü Zeytin Dalı Harekatı'na destek vermek üzere Hatay’a hareket eden İzmir Katip Çelebi Üniversitesi öğrencileri ve personeli, güvenlik güçlerine moral ve motivasyon ziyaretini tamamlayarak İzmir’e döndü.

    İlçe Jandarma Karakolu ve Cilvegözü Sınır Kapısı'nda görev yapan polis ve askerleri ziyaret eden İKÇÜ’lüler, güvenlik güçleriyle bir araya gelerek hatıra fotoğrafı çektirdi.

    İKÇÜ Genel Sekreter Yardımcısı Enes Uzun, "Zor şartlarda Suriye'de görev yapan güvenlik güçlerimize moral olması için bu ziyareti yaptık. Sözde değil özde destek için tüm güvenlik güçlerimizin yanındayız" dedi.

    “İSTERLERSE AFRİN’E DE GİDERİZ”

    Ziyaretle ilgili konuşan İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tokaç da, “İsterlerse Afrin’e de gideriz, kalbimiz Mehmetçikle birlikte atıyor.” dedi.

    Grup, ilçe emniyet müdürlüğü tarafından kendilerine gösterilen yerde kurdukları çadırlarda geceledikten sonra İzmir'e hareket etti.




Başa Dön